TUZ ZEHİR Mİ ŞİFA MI?

            Günümüz dünyasında tıp dünyasının tuz düşmanlığının gerekçelerini araştırmadan, nedenlerini sorgulamadan yapılan tespitlerin amacına uygun neticeler vermeyeceğinin bilinmesi gerekmektedir.

İnsan vücudu için su ve tuzun ne denli önemli olduğunu bu makalede detaylandıracak değilim. Ancak tuzun insan sağlığı açısından “zehir”e nasıl dönüştüğünün, tıp dünyasının insan sağlığı için hayati önem arz eden bu besin takviyesine neden savaş açtığının resmini doğru çekmek lazım. Bugün tuz tüketimine karşı açılan savaşın ülkemizde rafine tuzların yaygınlaşması ve gıda sanayinde kullanılmasının doğurduğu sağlık problemleri nedeniyledir. Menşei ne olursa olsun ister kaya,ister göl,ister deniz veya ister kaynak tuzlar olsun, rafine işlemine tabi tutulması doğallığından uzaklaşmasına neden olmuştur. Rafine işlemi esnasında hariçten kullanılan kimyasallar da yıllara sari olarak insan bünyesine zarar vermiştir.

Kişi başına günlük tuz tüketiminin 2 gr.’ı aşmaması gerekirken, dolaylı olarak gün içerisinde aldığı tüm gıdalardan yaklaşık 10 gr. bulması vücudun tahribatına neden olmaktadır. Doğrudan tüketilen tuzların ve dolaylı olarak gün içerisinde diğer gıdalardan alınan tuzların rafine olması insan sağlığı açısından son derece tehlike arz etmekte olup adeta vücutta zehre dönüşmektedir.

Halbuki tuz insan sağlığı için vazgeçilmez bir doğa harikasıdır. İnsan vücudunda ki hücreler, aralarında ki haberleşmeyi tuzla sağlamaktadır. Diğer bir ifade ile insanın düşünme yetisinin kaynağıdır.

Vücut dengesini tuz sayesinde bulur. Aldığı besinlerin parçalanmasını sağlayan tuzdur.

Herhangi bir nedenle bünyede eksilen mineralleri tamamlamanın en kolay yolu tuzdur.

İnsanın iç bünyesinde sağladığı önemli desteklere ek olarak tuz haricen de insana çok büyük destekler sağlamaktadır. Bulunduğu ortamda negatif iyonları ve radyasyonu bünyesine çekerek adeta insana korucu bir zırh görevi üstlenmektedir. Tarih de bazı kavimlerde görülen insanların efsunlanmasında, kötü ruhların kovulmasında tuzun kullanılmasının altında yatan neden bu olsa gerek.

Tuzsuz kalan bünyenin aklının noksan kalacağının nişanesi olarak zikredilen “Tuzsuz Deli Bekir”in literatüre girmesinin altında yatan nedenin bu olması ihtimal dahilindedir.

Peygamber Efendimiz (as) ın yemeklerinize besmele ile birlikte tuzla başlayın demesinin hikmetini tuzun insan sağlığı için ne denli önemli olduğunda aramak lazım geldiği inancı taşımaktayım.

Günümüzde tespit edilen doğada bulunan tüm elementlerin insan vücudunda var olduğu ve miktar olarak eş değer elementleri bünyesinde bulunduran doğa harikası ürünün tuz olduğunun ilim erbabınca yazılması tuzun insan için vazgeçilmez olduğunun ispatıdır.

Yıllarca insan için şifa olabilecek  bir ürünün rafine edilerek nasıl zehre dönüştüğünü insanlar yaşayarak görmüşlerdir. Düşmanlık tuza değil, tuzu doğallığından uzaklaştırarak zehre dönüştüren rafine işlemine yapmak lazımdır. Günümüzde böbrek ve tansiyon hastalarının, yakalandıkları hastalıklarının nedeni “rafine tuzdur diye” söz konusu sektöre tazminat davaları açsalar yeridir.

Devletimiz de tuzla ilgili yaptığı mücadeleyi yeniden gözden geçirmelidir. Hazır gıdalarda kullanılan tuzların doğal tuz kullanılmasını yasal zorunluluk haline getirmelidir. Gıda da kesinlikle rafine tuzun kullanımını yasaklaması gerekmektedir. İster deniz,ister göl,ister kaya veya ister kaynak tuz olsun doğal haliyle kullanımı teşvik edilmelidir. Doğal tuzun maliyeti rafine tuza göre biraz pahalı olacaktır ama insanımızın sağlığını koruma adına hayırlı bir hizmet olacaktır.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*