Tuz konusunda doğru bildiğimiz yanlışlar…

Prof.Dr. Ahmet Aydın:

“TUZ DIŞINDA BAZI DOĞAL MİNERALLERİ ALACAK BAŞKA KAYNAK YOK”

  Tuz

  • Böbreklerimizin günlük tuz süzme kapasitesi cinsiyete, yaşa ve kişinin yapısal özelliklerine göre 5 gr ile 7 gr arasında. Fazla su tüketenlerde ve kristalize tuz tüketenlerde kapasite daha yüksek olabiliyor.
  • Tuz kısıtlamasının tansiyon düşürücü etkisi ihmal edilecek kadar azdır.

  • Yaygın kanının aksine yapılan çalışmalarda tuz kısıtlaması yapılan hastaların, yapılmayanlara oranla daha fazla enfarktüs geçirdikleri, diyabet oldukları ve yaşam sürelerinin kısa olduğu gösterilmiştir.
  • Tuz eksikliği iştahsızlık, konsantrasyon azlığı, dikkat eksikliği, yorgunluk, baş ağrısı, uyku bozuklukları, tükenmişlik hissi, ağız tadının bozulması ve susuzluk hissi gibi belirtilere de yol açabilir. Birçok insanda bu belirtiler olabiliyor, ama bunlar nadiren tuz eksikliğine bağlanıyor.
  • Rafine tuzların %97.5’i sodyum klorür; geri kalan %2.5’inde iyot ve nem soğurucu kimyasallar var. Bu kimyasallar tuzun serpilmesini kolaylaştırıyorlar, yani akıcılığını artırıyorlar. Başlıca nem soğurucular kalsiyum karbonat, magnezyum karbonat ve Alzheimer hastalığına da yol açtığı söylenen alüminyum hidroksit.
  • Doğal kaya tuzunun %84’ü sodyum klorür; geri kalan %16’lık bölümünü lityum, fosfor, selenyum, magnezyum, kalsiyum, vanadyum gibi doğal mineraller oluşuyor. Doğada bulunan 94 elementten soy gazlar hariç tüm elementler (84 element) doğal tuz kristalinde mevcut. İnsan bedeni de tuz gibi 84 elementten oluşmakta. Yani doğal tuz mineral ihtiyaçlarımızın tamamını sağlıyor. İşin kötü yanı doğal tuz dışında bazı doğal mineralleri alacağımız doğru dürüst bir kaynak yok.
  • İşlenmiş gıdalara neden tuz konuyor?

Buzdolabının olmadığı devirlerde yiyecekleri kokuşmadan saklamanın başlıca yolu tuzlama idi. Çünkü tuz kokuşma yapan bakterilerin yaşamasına izin vermiyor. Günümüzde soğuk hava depoları ve kimyasal koruyucularla bu ihtiyaç büyük ölçüde ortadan kalktı. Ama yine de paketlenmiş gıdalara çok miktarda tuz konuluyor. Çünkü tuzun gıdaların raf ömrünü artırması dışında başka özellikleri de var. Çünkü tuz olmazsa doğal yapısı değiştirilmiş o tatsız yiyecekleri kimse yemez. Tuz bunlara tat katmanın en ucuz yolu. Tuz ayrıca iyi bir stabilizatördür. Paketlenmiş gıdaların içindeki unsurların bir arada durmasını, dağılmamasını sağlıyor.

  • Raf ömrü artırılmış yiyeceklerin içinde sadece sodyum klorür yok, başka sodyum bileşikleri de var; monosodyum glutamat, sodyum bikarbonat (yemek sodası), sodyum nitrat ve sodyum sakarin gibi. Bu durum farkında olmadan tükettiğimiz tuzun aşırı miktarlara (20 grama kadar) çıkmasına neden oluyor. Bu sodyum bileşiklerinin tuz tadında olmaması nedeniyle tuzlu bir şey yediğinizi de anlamıyorsunuz. Ayrıca bu katkıların çoğu sağlığımız için sakıncalı.
  • Rafine tuz yerine işlenmemiş doğal tuzları kullanın (örneğin turşu kurduğunuz kaya tuzları, deniz tuzu). Kaya tuzları yüz milyonlarca yıl önceki denizin tuzları olduğu için çok daha az ağır metal ve toksin içerir. Himalaya tuzu da kaya tuzudur, pahalı olması dışında bizim kaya tuzumuzdan bariz bir farkı yoktur.
  • Doğal tuzların içinde iyot yoktur. Eğer bir iyot eksikliği bölgesinde değilseniz tiroid eksikliği sorunu genellikle olmaz. Havadaki iyot bile size yeterlidir. Zaten son yıllarda, tuzlar iyotlanmaya başlandıktan sonra Hoshimoto tiroidit denilen tiroid hastalığında –ki bu hastalık da tiroid eksikliğine neden oluyor- muazzam artış olmuştur. Bu artışta iyotlu tuzların önemli bir rolünün olduğu düşünülmektedir

 

Prof.Dr. Ahmet Aydın (www.beslenmebulteni.com, www.besahmet@yahoo.com)

 

Not:  Kaynak Tuzu henüz ilgili kesimler tarafından keşfedilmediğinden ve bilinmediğinden Hocamız sadece bilinen Kaya ve deniz tuzunu konu etmiş. F.Y.